Bir ülke düşünün ki, yan köye gitmek için neredeyse tercümana ihtiyaç duyarsınız. Kulağa imkânsız gibi geliyor, ama bu, Papua Yeni Gine'nin gündelik gerçeği. Çünkü bu ada ülkesi, dünyada en çok dilin konuşulduğu yer olma unvanını elinde tutuyor: sınırları içinde yaklaşık 840 farklı dil yaşıyor.
Bu sayının ne kadar olağanüstü olduğunu anlamak için bir karşılaştırma yapalım. Dünyada toplam yaklaşık 7.000 dil konuşuluyor ve bunların neredeyse her sekizinden biri tek başına bu ülkede. Üstelik nüfusu 10 milyon bile değil. Yani insan sayısına oranla, gezegendeki hiçbir yer bu kadar çok dile ev sahipliği yapmıyor. Kabaca her on binlerce kişiye ayrı bir dil düşüyor diyebiliriz.
Peki bu inanılmaz çeşitliliğin sebebi ne? Tek kelimeyle: coğrafya. Ülke; sarp dağlar, aşılması güç yağmur ormanları, derin vadiler ve birbirinden kopuk adalarla dolu. Bu doğal duvarlar yüzünden topluluklar binlerce yıl boyunca birbirinden ayrı yaşadı. Komşusuyla neredeyse hiç temas kuramayan her küçük grup, zamanla kendi kelimelerini, kendi dilbilgisini, kendi dilini geliştirdi. Yani burada dağlar sadece araziyi değil, insanların konuştuğu dilleri de birbirinden ayırdı.
Doğal olarak akla şu soru geliyor: Bu kadar farklı dili konuşan insanlar birbiriyle nasıl anlaşıyor? İşte burada devreye "Tok Pisin" giriyor. İngilizceden türemiş, pratik ve öğrenmesi kolay bu ortak dil, ülkenin dört bir yanından gelen insanların pazarda, okulda ve siyasette buluştuğu bir köprü görevi görüyor. Böylece herkes kendi ana dilini korurken, ortak bir zeminde de anlaşabiliyor.
Kısacası Papua Yeni Gine, insanlığın dil zenginliğinin küçük bir kıtaya sığdırılmış hâli gibi. Her dağın ardında yeni bir kelime, her vadide bambaşka bir dünya var.











