Otomobilin doğum tarihi olarak kabul edilen an, 29 Ocak 1886'dır. O gün Alman mühendis Karl Benz, üç tekerlekli, benzinli motoruyla çalışan aracı "Benz Patent-Motorwagen" için patent aldı. Bu belge o kadar önemli ki, otomobil tarihçileri ona resmen "otomobilin doğum belgesi" diyor.
Bugünkü arabalarla kıyaslayınca ilk otomobil oldukça mütevazıydı. Tek silindirli motoru yaklaşık 0,75 beygir gücündeydi; yani neredeyse tek bir atın gücü kadar. En yüksek hızı ise saatte sadece 16 kilometreydi. Burada küçük ama önemli bir ayrım var: Aslında ondan önce de buharla çalışan taşıtlar yapılmıştı. Ama Benz'in aracı "ilk otomobil" unvanını, kendi motoru, ateşlemesi, soğutması ve direksiyonuyla eksiksiz, benzinli bir bütün olması sayesinde kazandı.
Ne var ki başta kimse bu tuhaf makineye inanmadı. İnsanların gözünde hiçbir şey, güvenilir bir atın yerini tutamazdı; özellikle de uzun yolda. İşte tam bu noktada hikâyenin asıl kahramanı devreye giriyor: Karl'ın eşi Bertha Benz. 1888 yılının bir Ağustos sabahı Bertha, kocasına haber bile vermeden, iki genç oğlunu yanına aldı ve arabayı sessizce garajdan çıkardı. Hedefi, yaklaşık 106 kilometre uzaktaki Pforzheim'dı. Bu, tarihin ilk uzun yol otomobil yolculuğuydu.
Ama asıl etkileyici olan, Bertha'nın yolda karşılaştığı sorunları nasıl çözdüğüydü. Yakıt bitince bir eczaneden benzin aldı; o eczane bugün tarihin ilk benzin istasyonu sayılıyor. Tıkanan yakıt hattını saç tokasıyla açtı, çıplak bir kabloyu jartiyeriyle yalıttı ve frenler aşınınca bir ayakkabıcıya deri çaktırarak aslında dünyanın ilk fren balatasını icat etti. Akşam Pforzheim'a vardığında kocasına telgraf çekip yolculuğun başarıyla tamamlandığını bildirdi.
Bu cesur yolculuk her şeyi değiştirdi. Artık otomobil sadece atölyede duran bir icat değil, gerçek yollarda sınanmış, sorunları çözülmüş bir taşıttı. Bertha'nın bu adımı hem markaya dünya çapında ün hem de ilk satışları getirdi. Kısacası ilk otomobili Karl Benz icat etti; ama onun gerçekten yola çıkabileceğini dünyaya kanıtlayan, korkusuz bir kadın oldu.











